Sıkça Sorulan Sorular

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Illum provident molestiae facere totam, saepe necessitatibus odio ipsam magnam impedit asperiores!

Obezite nedir?

En kolay ifade ile fazla kilolu olmaktır. Yetişkin erkelerde toplam vücut ağırlığının %25, kadınlarda ise %30 'undan fazlasının yağ olması durumuna obezite denir.Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, kullanılmayan enerji vücutta yağ olarak depalanmaktadır ve obezite oluşmaktadır. Ne yazık ki günümüzde yaşam koşulları bizi daha kısıtlı, kapalı ortamlarda daha az hareket yaptığımız bir duruma getirdi ve bu da enerji harcamamamıza sebep oldu. Ayrıca, tüketilen gıdalar çok daha kalorili ve katkılı olarak üretilmekte. Sonuç olarak, obezite çağımızın en büyük sağlık sorunlarından birine dönüştü.

Türkiye Sağlık Bakanlığı 2010 verilerine göre:

  • Türkiye'de obezite sıklığı
  • Erkeklerde %20,5
  • Kadınlarda %41,0
  • Toplamda %30,3
  • Toplamda fazla kilolu olanlar %34,6, fazla kilolu ve şişman olanlar %64,9, çok şişman olanlar ise %2,9 olarak bulunmuştur.

Nasıl hesaplanır?

Sayısal olarak, şişmanlığı tariflemek için birkaç yöntem kullanılabilir. Bel çevresi ölçümü bunlardan biridir. Erkeklerde 90 cm ve kadınlarda 100 cm üzeri bel çevresi ölçümü olması obezite olarak kabul edilir. Diğer bir yöntem de  VÜCUT KİTLE ENDEKSİ (VKİ) hesaplamaktır. Ana sayfamızda yer alan hesap makinesi ile de hesaplayabileceğiniz VKİ ile kendi kilonuzun değerlendirmesini yapabilirsiniz. VKİ 20-25 arası ideal kabul edilirken, 25 -30 arası fazla kilolu ve 30 üzeri olması da obezite olarak kabul edilir.

Obeziteden Neden Korkuyoruz?

Çünkü bir çok sağlık sorunu obezite ile ilişkilidir. Diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, eklem rahatsızlıkları, depresyon başlıca sorunlar olarak karşımıza çıkar.
Şişmanlarda ömür süresi anlamlı olarak daha düşüktür (morbid obez kadınlar için 9 yıl, erkekler için ise 12 yıl !). Tip 2 diyabet %75, kilo ile ilişkilidir ve her sene Avrupa'da 325.000 hasta diyabete bağlı komplikasyonlardan dolayı ölüyor.

Obezlerin %50'sinde hipertansif hastalıklar görülmektedir. İş yerlerinde mobbing, hor görülme, kariyer yapmada sıkıntı, presentabl olmadıkları için tercih edilmeme gibi sosyal sorunlar da ne yazık ki çoklukla karşılaşılan durumlardır.

Tüp Mide Operasyonu Nedir?

Bu operasyon, obezite cerrahisi içinde en çok uygulanan yöntemdir. Midenin yemeklerle en çok büyüyen kısmının çıkarılması ile midenin küçültülmesi işlemdir. Operasyon sonrası mide tüp şeklini aldığından bu ismi almıştır. Midenin geri kalan kısmı çok esnek olmadığından küçük bir porsiyon ile mide dolar ve tokluk hissi oluşur. Ayrıca çıkarılan midenin içinde kalmış olan fundus kısmı, bizim acıkmamıza sebep olan GRELİN hormonunu yapan hücrelerin en çok olduğu kısımdır. Fundusun çıkması da acıkma hissinin çok azalmasına sebep olur.


Tüm bunların neticesinde, AŞIRI YEMEK YEMEYİ ENGELLER.
Sadece mideyi küçülterek yemek yemeyi engelleyen bir prosedürdür. Emilimi bozmadığından vitamin, mineral, protein eksikliği oluşturma ihtimali, oranı diğer prosedürlerden çok azdır.  
Mide kelepçesi, mide balonu uygualamalarına göre çok daha fazla kilo verdirir ve bu uygulamalarla yeteri kadar kilo verememiş hastalara da uygulanabilir. Süper obez hastalarda birinci basamak operasyon olarak da uygulanır.

GÖRH (Mide Reflü Hastalığı) Nedir?

GÖRH, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır.Yemek borusunun alt ucunda, mide ile birleştiği kısımda, yemek borusunu çepeçecre saran ve mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını engelleyen LES (Lower Esophageal Sphincter) isimli bir yapı vardır. Bazı insanlardaLES yeteri kadar görevini yapamaz ve asitli mide içeriği yukarı, yemek borusuna doğru geri kaçar. En sık mekanizma budur ve de sıklıkla mide fıtığı ile birlikte görülür. Mide boşalmasının yavaş olması ya da yemek borusunun hareket bozuklukları da diğer sebeplerdir.

GÖRH (Mide Reflü Hastalığı) Belirtileri Nelerdir?

Ağıza acı su gelme, ekşime, göğüste yanma en belirgin ve tanı koydurucu belirtileridir. Ancak bu belirtiler hastaların sadece yarısında bu kadar aşikardır.Diğer yarısında ise midede yanma ekşime, dolgunluk hissi, geğirme, bulantı-kusma, ses kısıklığı, sabahları seste çatallanma, ağız kokusu, inatçı öksürük, boğazda takılma ya da kitle hissi veya sıklıkla boğazı temizleme ihtiyacı, göğüste takılma ve sıkışma hissiyle birlikte kalbe baskı hissi ve çarpıntı, astım, kronik farenjit, kronik sinüzit, ağız kokusu, dişlerde mine kaybına bağlı hassasiyet ve diş çürüğü gibi atipik bulgular vardır. "Heart burn" adı verilen en tipik reflü bulgusu, göğüs kafesi arkasında hissedilen şiddetli ağrıdır. Bu yanma, kesilme hissi kaburgalarla boyun arasında hissedilir. 

Başlıca şu yöntemler kullanılır:
Hastanın semptomları ve tedaviye yanıt:
Hastada göğüste yanma, ağıza acı gelme gibi karakteristik semptomlar olduğunda reflüden şüphelenilir ve hastaya reflü tedavisi verilir. Verilen medikal tedaviden fayda görmesi tanımızın doğru olduğunu teyit etmiş olur. Ancak, bu yöntem tek başına her zaman sağlıklı ve yeterli bir yöntem değildir. Bazı hastalıklar da bu ilaçlarla düzelebilir. Mide ülserleri buna örnek olarak verilebilir. 

Endoskopi:
Endoskopi ile yemek borusu ve mideye direkt olarak bakılması sık kullanılan bir yöntemdir. Yemek borusu-nun alt ucunda yaralar ve kızarıklıklar görülmesi tanı koydurucu olabilir. Yine yemek borusunun mideye girişi-nin gevşek olduğunun görülmesi de reflü lehine bir bulgu olabilir. Ama, endoskopi normal ise hastada reflü yok diyemeyiz. Şüphe devam ediyor ise ek tetkikler gerekebilir. 

pHmetre
Reflü tanısı için altın standart yöntemdir. Yemek borusuna yerleştirilen bir alet vasıtası ile 24 saat boyunca yemek borusuna olan asit kaçakları tespit edilir ve yapılan değerlendirme ile kesin tanı konur. Ancak her has-taya gerekmeyebilir. Semptomları aşikar hasta için endoskopi ve anamnez yeterli olabilir. pHmetre cihazına ulaşmak ve 24 saat aletle dolaşmak gibi güçlüklerle karşılaşılabilir. Ancak şüpheli olgularda kesinlikle uygu-lanması gerekli olduğunu da belirtmek gerekir.. 

Monometre:
Bazı durumlarda gerekebilir. Özellikle yutma güçlüğü ve ağrılı yutma gibi semptomlar varsa ve endoskopide bu şikayetlere sebep olacak bir kitle ve patoloji saptanmamış ise manometre gerekebilir.

Fıtık Nedir?

Fıtık, karın içi organlarının ve dokularının karın zarı tarafından oluşturulan bir kese içinde karın duvarının farklı bölgelerinde yırtık, delik ya da zayıf bölgelerden  dışarı doğru çıkıp deri altında belirginleşmesidir.

Kaç çeşit fıtık vardır?

Fıtıkları başlıca; inguinal herni(kasık fıtığı), femoral herni, umblikal herni(göbek fıtığı), insizyonel herni(eski operasyon izlerinden olan fıtıklar) olarak değerlendirirebiliriz.

Nasıl teşhis edilir?

Fıtığınız varsa, o bölgede daha önce olmayan bir şişlik  olarak hissedebilirsiniz. Bu şişlik ayağa kalktığınızda, ağır iş yaptığınızda, çok yürüdüğünüzde ve      ıkındığınızda belirginleşebilir. Ancak henüz başlangıç aşamasında , şişlik oluşmadan önceki dönemde o bölgede rahatsızlık hissi olabilir. Bu durumda o bölgenin USG ile değerlendirilmesi gerekebilir. Sporcu fıtıklarında MR  ve daha önceki operasyonlara sekonder gelişen insizyonel hernilerde de fıtık içeriğini  değerlendirmek için bazen USG ya da BT istenebilir. 

Ameliyat Seçenekleri Nelerdir?

Tüm fıtık çeşitleri (kasık, umblikal ,femoral, kesi yeri fıtığı) açık ya da laparoskopik (kapalı)  yöntemle ameliyat edilebilir. Klasik açık cerahide fıtık onarılıp üzerine mesh(yama) konur. Bu ameliyat Licteinstein operasyonu adı ile bilinir ve en sık yapılan kasık fıtığı ameliyat tekniğidir.

Genel anestezi ya da spinal(belden uyuşturma) anestezi ile yapılabilir. Laparoskopik ameliyatta ise 3 adet 5 mm lik cilt kesisinden girilen aletler yardımı ile karın içine girilip fıtık karın içinden onarılır ve yama içeriden konur. Genel anestezi ile olur.


Ameliyat olmazsam ne olur?

Şunları akılda tutmamız lazım;  Hiçbir karın duvarı fıtığının kendiliğinden iyileşmesi mümkün değildir.  Fıtıkların zamanla büyüme olasılığı yüksektir. Erkeklerin kasık fıtıkları skrotuma (torbaya) inebilir.  Fıtığınız zamanla şiddetli ağrıya ve fiziksel aktivite kısıtlığına neden olabilir.

Komplikasyon gelişme riski mevcuttur (boğulmuş fıtık). Geciktirilen fıtıkların tedavisi ve ameliyat sonrası dönemi daha zor olabileceği gibi, beklemenin ameliyatın uzun dönem sonuçlarını olumsuz etkilemesi gibi olumsuz bir durum da söz konusu olabilir. Bugün için genel kanı ve öneri; bir kez fıtık tanısı almışsanız fıtığınızı en kısa sürede tedavi ettirmenizdir. Bununla birlikte, erkeklerde fazla şikâyete neden olmayan bazı küçük fıtıkların, fıtığa bağlı yakınmalar artıncaya kadar süre hiçbir soruna yol açmadan durabildiklerini gösteren bazı bilimsel çalışmalar da mevcuttur.

Bu çalışmalara göre:Ameliyat yapılmadan beklenen fıtıklarda ameliyat zorunluluğu ortaya çıkma olasılığı 5 yılda %54, 7 yılda %72’dir.Bu vakalarda ameliyat için en önemi neden ağrıdır.Fıtığın boğulma riski yıllık %3 kadardır.

Laparoskopik Ameliyatın Avantajları Nelerdir?

 Laparoskopik ameliyattan sonra yara iziniz ve ağrınız daha az olur. Bu fark özellikle 2 taraflı fıtığı olanlarda çok daha belirgindir. Ayrıca, daha önce klasik fıtık operasyonu olmuş ve tekrar etmiş olan hastalarda aynı yerden girip onarım yapmak zor olduğundan , bu vakalarda da laparoskopik ameliyat avantajlıdır.

Safra Kesesi Ameliyatları

Safra kesesi ameliyatı genel cerrahini en sık yaptığı laparoskopik operasyondur. Laparoskopik ameliyattan sonra ağrınız daha az olmakta ve ameliyat iziniz neredeyse hiç olmamaktadır. Genellikle de 1 gün sonra hastalarımızı taburcu etmekteyiz. Ayrıca klasik ameliyattaki gibi bir uzun bir kas grubu kesilmediğinden, uzun dönemde kesi yeri fıtık riskiniz de neredeyse yok denecek kadar azdır.

Apandist Ameliyatları

Apandisit ameliyatınız da laparoskopik olarak yapılabilir. Laparoskopik ameliyattan sonra ağrınız daha az olmakta ve ameliyat iziniz neredeyse hiç olmamaktadır. Ayrıca klasik ameliyattaki gibi bir kas grubu kesilmediğinden, uzun dönemde kesi yeri fıtık riskiniz de neredeyse yok denecek kadar azdır.

Dalak Ameliyatları

Dalak ameliyatınız da laparoskopik olarak yapılabilir. Laparoskopik ameliyattan sonra ağrınız daha az olmakta ve ameliyat iziniz neredeyse hiç olmamaktadır. Ayrıca klasik ameliyattaki gibi bir uzun bir kas grubu kesilmediğinden, uzun dönemde kesi yeri fıtık riskiniz de neredeyse yok denecek kadar azdır.

Mememde Elime Bir Sertlik Geliyor Ne yapmalıyım?

Panik yapmaya gerek yok. Hemen doktorunuza başvuruyorsunuz ve gerekli tetkikleri yaptırıyorsunuz. 40 yaş altı iseniz USG(ultrason) ile, 40 yaş üstü iseniz MMG(mamografi) ve gerekli olursa USG ile kitle değerlendirmesi yapılıur. MMG ve USG değerlendirmeleri sonucu kitlenin iyi huylu olduğuna karar verilir ise takip önerilir. Şüpheli durum var ise kitleden iğne biyopsi istenebilir ya da meme MR istenebilir.

Ailede meme kanseri hikayesi varsa veya kitle şüpheli ise, 40 yaş altındaki kitlelerde de MMG, MR ya da iğne biyopsi istenebilir. Hiçbir tetkik, diğer tetkikin yerini tutmaz. Her tetkik gerekli bir algoritm içinde doktorunuz tarafından sizden istenebilir.

Tetkikler Nelerdir?

USG
Memedeki her kitle için uygulanabilen, ucuz, non-invaziv, can yakıcı olmayan ve kitlenin benign, malign ayrımında oldukça değerli bilgiler verebilen bir tetkikdir. 40 yaş altı meme kitleleri sıklıkla iyi huyludur ve bu kitleler USG ile değerlendirilebilir. Ancak, kitle oluşturmayan memenin kötü huylu hastalıklarında yetersizdir. Bu yüzden MMG' nin yerinegeçmez!

MMG(mamografi):
Dijital mamografi meme hastalıklarının teşhisinde ve meme kanseri taramasında temel tanı yöntemidir. Dijital Mamografi Avantajları; daha düşük radyasyon, daha az ağrı, mükemmel görüntü kalitesi, kısa inceleme süresi, dijital arşivleme sağlamaktadır. 40 yaşından sonra her kadın yılda bir kez mamografi çektirmelidir. Daha genç yaşlarda tarama ise klinik muayene ile gerek görüldüğünde yapılabilir. Yüksek risk grubundaki genç kadınlarda aile ve yakın akrabalarda meme kanseri varsa mamografi ile tarama aile ve yakınının kanser tanısı aldığı 10 yıl öncesinde başlamalıdır. Ailevi risk taşıyanlarda 30 yaşından itibaren mamografi çekilmeli ve ek olarak ultrasonografi ve MR incelemede yapılmalıdır.

MR(manyetik rezonans)
Rutin kullanımı yoktur ancak bazı durumlarda kullanılabilir.Yüksek risk grubunda tarama amaçlı, biyopsi sonucu kanser tanısı almış hastalarda hastalığın yaygınlığını kontrol etmede, primeri bilinmeyen aksiller metastazların değerlendirmesinde, nüks saptaması durumunda, cerrahiden hemen sonra rezidü takibinde, kemoterapi yanıtı değerlendirmede ve implantların değerlendirilmesinde kullanılır.


Biyopsi
Şüpheli kitlelerden, lokal anestezi ile ufak bir parçanın alınıp patolojide incelenmesidir. Bu işlem, görüntüsü şüpheli ama aslında iyi huylu olan kitleler sebebi ile gereksiz ameliyat olmaktan sizi kurtarabilir. Ayrıca kitlenin kesin olarak kötü huylu olduğunun ameliyat öncesi tespit edilmesi sayesinde ameliyatınız daha iyi planlanabilir ve memenizin tamamının alınmasına gerek bırakmayan MEME KORUYUCU CERRAHİ prosedürlerinin uygulanmasına olanak sağlayabilir.

Bu sebeplerden dolayı, istisnai durumlar dışında şüpheli kitlelerin ameliyatla çıkarılıp incelenmesi yerine önce biyopsi yapılması daha doğrudur. 

Tetkikler Sonucu En Sık Karşılaşılan Hastalıklar Nelerdir?

FKH(fibrokistik hastalık/değişiklik):

Memelerde dolgunluk, sertlik, kitle hissi ve ağrı olabilir. Koyu yeşil renkli akıntıya sebep olabilir. Hastalık demek aslında çok doğru değildir. Daha çok, memenin bir çeşit yapısı denebilir. Memelerde sertlikler ve küçük çok sayıda kistik yapılar olabilir. Kadınların neredeyse yarısında görülür. Ağrı üst dış kadranda, yani koltuk altına yakın kısımda daha çoktur. Adet öncesi ve ortası dönemde ağrı daha çoktur. Adet sonrası genellikle rahatlama olur. Ancak adet sonrası şerlik ve ağrı devam ediyorsa doktorunuza görünmenizde fayda vardır. FKH, kanser riskini arttırmaz!. Kesin sebebi belli değildir.

Meme Kistleri

Meme kisti demek, memede içi sıvı dolu kesecikler var demektir. Her 14 kadından birinde ve sıklıkla 40-49 yaş arasında görülür. Meme kitlelerin yüzde 25’ini oluştururlar. Kistlerin beşte biri 1 cm'den büyük ve yarısı da birden fazla olur. Süt emziren annelerde galaktosel denen içi sütle dolu kistler görülebilir. Basit kistlerin çoğu ilk yıl kaybolurken, yüzde 12’si ise 5 yıl sonra hala görülebilir. Basit kistler düzgün ince duvarlı, kompleks kistler ise içinde solid (katı) kısımlar içeren, bölmeli, sıvı içeriği yoğun görünümlü, duvarı düzgün olmayan kistlerdir. USG/MMG’deki ele gelmeyen basit kistler herhangi bir belirti vermiyorsa takip gerektirmezler. Adetlerle ilişkili olarak kistler büyüyüp küçülebilirler.. Ele gelen veya ağrılı kistlerdeki sıvı, enjektörle boşaltılabilir. Sıvı kanlı ise veya boşaltma sonrası birden fazla tekrar ederse, sıvı tahlil için patolojiye gönderilebilir. Bu işlem sonrası 3 aylık takipte kist tekrarlamıyorsa ve içeriği kanlı değilse, bu selim veya basit bir kist özelliği taşıyor demektir. Kist içeriği kanlı ise intrakistik kanserler görülebileceğinden örneklerin patolojiye gönderilmesi gerekir. Bu nedenle şüpheli durumlarda cerrahi olarak bu tür kistler çıkarılabilir. Benzer şekilde içinde solid (katı) yapılar olan kompleks kistlerde kanser görülme ihtimali olduğundan solid komponentten biyopsi ve aspirasyon sitolojisi yapmak gerekir.

Fibroadenom

Fibroadenom, kadınlarda her yaşda, özellikle 40 yaş altındaki solid meme kitlelerinin en sık sebebi olan iyi huylu meme tümörüdür. Sıklıkla 20-40 yaş arası görülür. Kadınların %5-10'unda vardır. Bazen birden fazla da olabilir.

Muayenede, düzgün sınırlı, yuvarlak ve etraf dokuya yapışık olamdığından rahat hareket eden kitle olarak farkedilir.

Tanı, muayene ve tetkiklerdeki görünümü ile konabilir. Kesin tanı konduktan sonra belli peryodlarla doktor takibinde olması uygundur. Takip sebebi, fiboadenom kendisi kansere çevirmese bile , görünüş itibarı ile fibroadenoma benzeyen kanser türleri vardır ve bu kanserler büyüme paterni göserebilirler. Genelde hastayı riske atmamak adına, 2 cm den büyük ve komplex yapıdaki fibroadenomların alınması daha uygundur. Genellikle, küçük biz kesiden çıkarılıp, estetik olarak kesi kapatılır ve çıkarılan kitle muhakkak incelemeye patolojiye gönderilir.

Mastit

Çoğunlukla emziren ya da emzirmeyi yeni kesmiş olan annelerde meme dokusunun iltihaplanması diyebiliriz. Emzirme sırasında meme başındaki çatlaklardan giren bazı bakterilerin oluşturduğu bir çeşit enfeksiyondur.Memede kızarıklık, şişlik, ağrı, ateş, kitle hissi, koltuk altı bezelerde şişme olabilir. Bu şikayetler olursa muhakka doktorunuza başvurun!. Antibiyotik tedavisi gerekebilir. Bunun dışında evde kolayca uygulayabileceğiniz bazı önlemlerde faydalı olabilir.; Meme ucunu lanolin ve zeytinyağı içeren içeren kremler ile nemlendirilmeli ve çilt tahrişleri önlenmelidir. Ağrıyı rahatlatmak ve drenajı desteklemek için memelere nemli sıcak kompres uygulayın. Meme enfeksiyonu sütün enfekte olmasına yol açmaz, dolayısıyla doktorunuzun da görüşünü almak kaydıyla bebek emzirmeye devam edilebilir. Enfeksiyonlu memenin boşalttığından emin olunmalıdır ve alternatif olarak göğüs süt pompası yardımıyla boşaltılmalıdır.


Meme Kanseri

Memedeki süt bezleri ya da sütü meme başına taşıyan kanallardan kaynaklanana kanser türüdür. Sıklıkla 50 yaş üzeri görülmekle birlikte her yaşda görülebilir. Kadın cinsiyet, ileri yaş, aile hikayesi, erken yaşda adet görme, geç menapoz, çocuk emzirmeme ya da kısa emzirme dönemi, radyasyon almış olmak, yağlı beslenme, genetik yatkınlık (BRCA1 ve BRCA2 genleri) gibi durumlarında meme kanseri riski artar.

Memede veya koltukaltında ele gelen kitle (sertlik, şişlik), Memebaşından akıntı (tek kanaldan kanlı veya şeffaf renkli), Memebaşında içe doğru çekilme, çökme veya şekil bozukluğu, Memebaşı derisinde değişiklikler (soyulma, kabuklanma), Meme cildinde yara veya kızarıklık, Meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması (portakal kabuğu görünümü), Memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik (kızarıklık vs.) gibi bulgular meme kanserini işaret edebilir.

Erken evre meme kanserlerinde ilk tedavi seçeneği cerrahidir. Memedeki kitle etrafında hastalıksız doku kalacak şekilde çıkarılır. Koltuk altındaki şüpheli lenf bezleride temizlenir. Çıkarılan dokular patolojide incelenip sonraki tedavi planlaması yapılır. (radyoterapi, kemoterapi, yeni operasyon)

Hangi Hastalara Ameliyat Gerekiyor?

Cerrahi tedavi başlıca 3 grup hastaya uygulanır. Bunlardan ilki, yapılan tetkikler sonucu tiroid kanseri veya şüphesi olan hastalara tiroid cerrahisi uygulanabilir. İkincisi, tetkiklerde iyi huylu olduğu tespit edilen ancak hastada boğulma hissi, takılma hissi gibi bası semptomlarına sebep olan nodülleri mevcut hastalardır. Üçüncu grup ise iyi huylu olan ancak hipertiroidi rahatsızlığı ilaçla kontrol altına alınamayan ya da alınsa da nüks ihtimali yüksek olan hastalardır. 

Ameliyat Öncesi Ne İncelemeler Yapılacak?

Tüm cerahi operasyonlardan önce standart yapılan tetkikler tiroid cerrahisi öncesinde de yapılmalıdır. Ayrıca, daha önce boyun ameliyatı geçirenler ve ses değişiklikleri olanlarda cerrahi öncesi ses telleri mutlaka değerlendirilmelidir. Bu ses tellerini uyaran sinirlerin fonksiyonunun normal olup olmadığının saptanması için önemlidir. Tiroid cerrahisi medüller tiroid kanser için yapılacaksa eşlik edebilecek adrenal (böbrek üstü bezi) tümörler (feokromasitoma), hiperkalsemi ve hiperparatiroidi araştırılmalıdır. 

Cerrahımı Nasıl Seçmeliyim?

Tiroid cerrahisi bu konuda özel eğitim almış ve tecrübeli cerrahlar tarafından uygulanmalıdır. Tiroid cerrahisini sık uygulayan cerrahların yaptığı ameliyatlar sonrası komplikasyon oranları daha düşüktür.

Kıl Dönmesi Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Kıl dönmesi nedir?

Pilonidal sinüs ( kıl dönmesi) hastalığı, kuyruk sokumuna veya göbek çukuruna düşen kılların itme ya da sürtünmeler ile derideki minik deliklerden, ter bezlerinin ağzından ya da kıl fıliküllerinin dibinden cilt altına geçip apse, akıntılı fistüller veya kistler oluşturmasıdır.


Kıl dönmesinin belirtileri nelerdir?

Kuyruk sokumunda ağrı, kaşıntı, şişlik ve buna bağlı çamaşırda kirlenmeler olabilir. Çok küçük olduğunda tesadüfen hiçbir belirti vermeden sadece kuyruk sokumunda küçük bir delik olarak da farkedilebilir. Tam tersine çok alevli olarak, şiddetli ağrı, ateş, akıntı ve üzerine oturamama olarak da kendini gösterebilir.  

Kıl Dönmesi Nasıl Tedavi Edilir?

Tek tedavi seçeneği ameliyattır! Cımbızla, ilaçla, lazer epilasyon ile, asidik etkisi bulunan maddelerin kıl dönmesi olan bölgeye dökülüp 10-20 dakikada tedavi ameliyatsız tedavi mümkün değildir! Bu gibi bilgiler hastaya zaman ve para kaybettirip, gerekli müdahalenin gecikip hastanın iyileşme sürecinin uzamasına sebep olmaktadır.

Ameliyat Olmaz İsem Ne Olur?

Kıl dönmesinin ameliyatsız düzelme şansı yoktur. Ataklar arası bazen süre uzun olabilir ve bu sürede hasta kıl dönmesinin iyileştiğini sanabilir ama muhakkak tekrarlar. Tedavideki gecikmeler, ağrılı, akıntılı ve ilaç kullanmanızı gerektirecek ataklar geçirmenize sebep olacak ve operasyonunuzun daha komplike olmasına sebep olacaktır.

Ameliyat çeşitleri nelerdir?

Pilonidal sinüs için çok çeşitli ameliyat teknikleri vardır. Çok az hastalık içinbu kadar çok ameliyat tekniği kullanılmaktadır. Primer eksizyon, mikrosinüsektomi, Baskom ameliyatı, yamalı ameliyatlar (karidakis prosedürü, limberg flep, V-Y flep, vs..), sekonder iyileşme gibi bir çok seçenek bulunmaktadır.  

Hangi ameliyat tekniği bana uygun?

Bunun kararını vermek için ayrıntılı bir muayene ve hasta ile karşılıklı bir değerlendirme yapmak gerekir. Her ameliyat tekniği her hastaya uygulanamaz. Her tekniğin artı ve eksileri bulunabilir. Bu sebeple bu konuda deneyimli bir cerrah ile karşılıklı görüşme ve muayene uygun olacaktır.

Hemoroid Nedir?

External(Dış) hemoroid;

Anal kanalın içindeki linea dentada denilen çizginin altıda kalan, yani makad tarafındaki hemoroidlere external hemoroid denir. Genellikle, ağır kaldırma sonrası ya da ıkınma sonrası aniden makad kenarında ortaya çıkan ağrılı şişlik olarak karşımıza çıkar. İçinde pıhtı oluşma ihtimali vardır. Pıhtının yapmış olduğu gerginliğe bağlı ağrıyı azaltmak için pıhtının ufak cerrahi işlemle ya da hemoroidin tamamının cerrahi müdahale ile alınması gerekebilir.

Internal (iç) hemoroid:

Anal kanal içindeki toplar damar ağlarının kronik ıkınma sebebi ile genişlemesi sonucu iç hemoroidler oluşur. 4 evresi vardır.

Evre-1: Anal kanal içinde olup dışarıya çıkmayan

Evre-2: Ikınma ile çıkan, kendiliğinden geri giden

Evre-3: Ancak elle itilerek içeri giden

Evre-4: Elle itilmekle dahi içeri girmeyen

 

Hemoroid nasıl tedavi edilir?

Tüm hemoroidlerin sadece %10'u ameliyat gerektirir. Genel olarak evre 1 ve 2 hemoroidler, medikal tedavi ve diyet ile evre 3,4 hemoroidler ise ameliyat ile tedavi edilir diyebiliriz.

Hemoroid (basur) Hastalığı Ameliyat Yöntemleri Nelerdir?

Klasik ameliyat teknikleri: Milligan Morgan, Ferguson ve Whitehead ameliyatları: Hemoroidal şişliklerin; makas, bıçak, monopolar elektrokoter, bipolar koter, Ligashure veya Ultracision türünde damar kapatma cihazları veya lazer ile kesilerek çıkartılması esasına dayanır.

Lateral internal sfinkterotomi: Makat içi basıncı düşürme amacı ile makat iç kasının bir kısmının kesilmesi işlemidir. Ameliyat sonrasındaki ilk bir aylık erken dönemde % 30 ve geç dönemde ise % 0-15 gaz ve dışkı veya gaz kaçırma (inkontinens) komplikasyonu görülebilir. Deneyimli ellerde bu tür komplikasyonların yok denilecek kadar düşük olduğu bilinmektedir.

Longo yöntemi: Hemoroid makatta genellikle üç yerde ve dizilimi de saat kadranı üzerindeki 3, 7 ve 11 hizalarıdır ve klasik cerrahi yöntemde en az üç yerden yara oluşturmak gerekir. Bu ister normal dikişle yapılsın, ister lazer uygulamasıyla yapılsın makatta ciddi yaralar oluşur. Buna bağlı olarak da hastada ameliyat sonrası ciddi ağrılar olabiliyor. Longo yönteminde ise makat dışında bir yara oluşmaz, ameliyat makat derisine (anoderm) oranla tamamen sinir ağından daha fakir bir bölge olan makatın içinde gerçekleştirilir, bu da ameliyat sonrasındaki ağrı duyusunu azaltır. Ayrıca, makat sarkması (rektal mukozal prolapsus) durumlarında ve ileri derecedeki hemoroidlerde (üçüncü ve dördüncü derecedeki hemoroidler), Longo tekniği en başarılı sonuçları verdiği bildirilen tekniktir.

Longo Hemoroid Ameliyatının Avantajları:

Az ağrılı olması: Bu yöntemde ağrı, klasik hemoroid ameliyat tekniklerine daha azdır.

Makattan sarkmayı önlemesi: Bu ameliyat tekniğinde hemoroidler içeriye asıldığından, dışkılama sonrası olan hemoroidlerin dışarı çıkma ve sarkma olayı ortadan kalkar.

Damarları kesmesi ve dikmesi: Bu alet hemoroidal damarları keser ve diker. Böylece damarlar sabitleneceği için sonraki ıkınmalarda hemoroid (basur) memeleri makattan dışarıya çıkmayacaktır.

İşe daha erken geriye dönmeyi sağlaması: Ameliyat süresi 20-30 dakika arasında değişmektedir. Çoğu hasta 3-4 gün sonra aktif yaşamlarına ve işlerine geri dönebilir.

Longo hemoroid ameliyatı tamamen mi mükemmel?

Tabiki hayır. Öncelikle özel tek kullanımlık bir alet gerektirdiğinden, işlemin maliyeti normal hemoroid ameliyatından yüksek olmaktadır. Yine, kulandığımız bu alet barsağın içindeki mukozal tabakayı tam tur olarak kesip dikme prensipi ile çalışmaktadır ve eğer mukozadan daha derin ısırıp diker ise ciddi barsak yaralanmasına sebep olabilir. Ama bu çok çok nadir olabilecek bir komplikasyondur. Uygun olmayan hastalara yapıldığında da nüks oranları bir miktar yüksek olabilir. Bu sebeplerden dolayı 1 veye 2 adet grade 2-3 hemoroid pakesi olan hastalarda longo ameliyatı dışı tekniklerin daha uygun olduğu görüşündeyim.

Hemoroid (basur) hastalığı nüks eder mi?

Hemoroid tedavi edilse bile ameliyatsız yöntemlerde % 10-50, ameliyatlı yöntemlerde % 1.5-15 oranında tekrarlayabilir. Sebepler, uygulanan cerrahi teknik, kabızlık ve beslenme alışkanlıklarındaki yanlışlıklar olabilir.

Hemoroid (basur) ameliyatından ne kadar sonra işe dönebilirim?

Hemoroid ameliyatından sonra mir miktar ağrı ve kanama sorunları olabileceğinden ve bu süreçte ilaçların düzenli kullanılabilmesi için hastanın 5-10 gün istirahati uygun olur görüşündeyim. 

Herhangi Bir Sorunuz Var ise Bizi Arayın 0530 423 48 11